Toplum olarak içimizi yakan, nefesimizi kesen şiddet olaylarıyla karşılaştığımızda ilk refleksimiz haklı bir öfke ve yüksek sesle ceza talep etmek oluyor. Hele ki bu şiddetin öznesi ve mağduru çocuklar olduğunda, adalet arayışı çok daha keskin bir hal alıyor. Ancak adli psikoloji penceresinden baktığımızda, madalyonun diğer yüzü bize çok daha sarsıcı bir gerçeği fısıldıyor.
Cezanın Sınırları ve Gerçeklerle Yüzleşme
Hukuk sisteminde cezaların caydırıcılığı elbette önemlidir ve adaletin sağlanması için vazgeçilmezdir. Ancak toplumun vicdanını rahatlatmak için sadece cezaevi duvarlarına güvenmek, sorunun kök nedenini görmezden gelmektir. Özellikle mağduriyetin de failin de bir çocuk olduğu o ağır tablolarda sadece “ceza” diyerek kestirip atamayız. Bir çocuğun şiddet eylemine karışması tek başına bir sonuç değil; uzun, ihmal edilmiş ve karanlık bir sürecin patlama noktasıdır.
Karanlık Döngü: Mağduriyetten Failliğe Geçiş
Hukuk dilinde fail olan çocuklar için “Suça Sürüklenen Çocuk (SSÇ)” tanımı kullanılır. Bu son derece isabetli ve aynı zamanda acı bir kavramdır; çünkü hiçbir çocuk dünyaya bir fail olarak gelmez, o noktaya sürüklenir.
Suçun, ihmalin ve istismarın içinde yalnız bırakılan çocuklar karşımıza maalesef fail olarak çıkıyor. Kendisine güvenli bir aile ortamı sunulmayan, fiziksel veya duygusal şiddete maruz kalan, sokaktaki riskli gruplara açık hale gelen çocuk; hayatta kalma güdüsüyle ya da öğrenilmiş çaresizlikle şiddeti bir “dil” olarak benimser. Bir zamanlar sistemin ve yetişkinlerin koruyamadığı o mağdur çocuk, zincirin son halkasında failin ta kendisine dönüşür.
Kırılma Noktası: Risk Altındaki Çocuğu Korumak
Suç oluştuktan sonra verilecek ceza, kaybedilen hayatları geri getirmez. Asıl mesele, o suç işlenmeden önceki kırılma anında devreye girebilmektir. Risk altındaki bu çocukların bulundukları karanlık noktadan uzaklaşmaları ve olumluya yönelmeleri için acil, yapılandırılmış bir desteğe ihtiyaçları var. Bu destek süreci şunları kapsamalıdır:
- Çocuğu sadece riskli ortamdan fiziksel olarak koparmak değil, psikososyal müdahalelerle onu güvenli bir çembere almak,
- Eğitim sisteminden koptuğu noktada okul bağını yeniden güçlendirmek,
- Onu suça iten çevreden çıkarıp sağlıklı rol modelleriyle tanıştırmak,
- Maruz kaldığı travmaları klinik düzeyde çalışmak.
Ancak bu adımlar, onu failliğe giden o karanlık yoldan geri çevirebilir.
Toplumsal ve Kurumsal Sorumluluğumuz
Özetle, çocuk suçluluğu sadece mahkeme salonlarının değil, hepimizin meselesidir. Bir çocuk suç davranışının içine girmeden, fail konumuna düşmeden önce fark edilmeli ve çok boyutlu olarak desteklenmelidir.
Bu süreç; sadece ailenin inisiyatifine bırakılamayacak kadar büyük, toplum ve devlet olarak bizzat sorumlu olduğumuz en hayati meseledir. Suçu önlemek, faili cezalandırmaktan her zaman daha hayatidir; çünkü çocukları korumak, gelecekteki olası mağduriyetleri önlemenin ilk ve en güçlü adımıdır.
Bir Cevap Yazın